STK Konuşmaları 15 | Türkiye'de Sivil Toplum Geleneği

24 Nisan 2021

Kurumsal Yönetim Akademisi, STK Konuşmaları’nın 15.sini Prof. Dr. Ömer Çaha ile gerçekleştirdi. ”Türkiye’de Sivil Toplum Geleneği” başlıklı program, İLKE İlim Kültür Eğitim Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Doç. Dr. Lütfi Sunar’ın moderasyonunda, 24 Nisan Cumartesi günü Zoom üzerinden çevrimiçi gerçekleştirildi. 


Ömer Çaha, sivil toplum kavramının kökeninden bahsederek söze başladı. Çaha’ya göre; modern dünyaya baktığımız zaman demokrasi ile sivil toplumun el ele ilerlediğini görürüz. Sivil toplumun tabi olarak politik otoriteyle ilişkisi var ancak politik otorite yani devlet toplumun her alanını kuşattığında sivil toplumun alanını daralır. Batı’da sivil toplum, sınıf temelli gerçekleşmiştir. Soğuk Savaş sonrasında ise artan refah ve artan boş zaman ile beraber sivil toplumun daha değer temelli bir alana kaymıştır. Diğer yandan Avrupa ve Amerika’da sivil toplumun gelişme parametreleri farklılık arz eder. Söz gelimi sosyal devlet sayılabilecek Fransa’da hak temelli sivil toplum anlayışı hakimken, Amerika’da hayırseverlik anlayışının hakim olduğu bir sivil toplum görüşü mevcuttur. Türkiye’de ise sivil toplum hem hayırseverlik hem de hak temelli bir gelişme seyri izler.


Cumhuriyet öncesinde, Osmanlı’da güçlü bir sivil toplum vardır. Özellikle XVI. yüzyılda daha bağımsız bir sivil toplum oluşumu mevcuttur. Vakıflar, lonca sistemi, medrese geleneği, tarikatlar; bunlar sivil toplumun önemli unsurları olarak karşımıza çıkıyor. 19. yüzyıl sonrasında ise Batılılaşma hareketleriyle beraber Osmanlı’da seküler alanlar ve yeni sosyal hareketler ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla Cumhuriyet, hem geleneksel hem de modern bir sivil toplum mirasını devraldı denebilir. Cumhuriyet’in kurulduğu dönem ise Avrupa’da faşist rejimlerin yükseldiği döneme tekabül eder. Bundan ötürü Cumhuriyet rejimi bu konjonktürün etkisinde kaldığı gibi bir taraftan yeni bir devlet oluşturma çabasıyla önemli reformlara girişmiştir. 1945 senesine kadar sivil toplumun yer altına indiğini söyleyebiliriz. 45 sonrası demokratların, faşizmi mağlup etmesinin yansımaları Türkiye’de kendini göstermeye başlar.


1980’e kadar genel olarak siyasal elitler ile devletçi elitler arasında bir ayrışma söz konusu ve sivil toplum da genel olarak siyasal elitlere eklemlenmiş bir karakter arz ediyor. 1980 ise II. Meşrutiyet’e benzemektedir. Liberal kültürün Türkiye’ye geldiği bir dönemdir ve Özal önemli bir aktör olarak karşımıza çıkmaktadır. Kimlik ve aidiyet söylemleri; insan hakları, kadın hakları gibi söylemlerin yükselişe geçtiği ve bu söylemler üzerinden sosyal hareketlerin de yükselişe geçtiği bir dönemdir.


Peki, sivil toplum ne işe yarar? Bireye kişilik kazandırır. Motive eder. En önemli işlevi gönüllülüğü geliştirmesidir. Sivil alanın genişlemesini sağlar. Bireye bir kimlik, ait olma duygusu kazandırır. Zira sivil alan oldukça önemlidir. Politik alan genişledikçe beraberinde çok sayıda değeri götürür. Sivil toplum insani değerler bütünüdür. Bu alan daralınca insani değerler de fonksiyonunu yitirir.


Program Ömer Çaha’nın konuşmasının ardından soru-cevap ve müzakere ile sonlandı.